Stockholm
Herkese merhabalar…..
Yazılarıma yakın zamanda gittiğim ve aşık olduğum kuzeyin cennetlerinden biri olan Stockholm ile başlamak istedim. Stockholm, 14 ada üzerine kurulu olduğu için “Kuzeyin Venedik’i” olarak da bilinir.





Stockholm Sendromu
Ağustos 1973’te Stockholm’ün tam kalbindeki Norrmalmstorg meydanında bulunan Sveriges Kreditbank şubesinde bir banka soygunu oluyor.Jan-Erik Olsson adında hapishane kaçkını silahlı bir soyguncu bankaya giriyor ve dört banka çalışanını (üç kadın, bir erkek) altı gün boyunca bankanın daracık kasasında rehin tutuyor. Hem de dünyanın en huzurlu memleketinde düşünebiliyor musunuz ???!!!
Altı günlük esaretin ardından polis göz yaşartıcı gazla kasaya girip kurtarma operasyonu düzenlediğinde çok garip bir şey oluyor. Rehineler, kendilerini kurtarmaya gelen polislere direnir ve soyguncuları korumaya çalışıyorlar. Daha sonra rehineler mahkemede soyguncular aleyhine tanıklık yapmayı reddediyor, onlardan şikayetçi olmuyorlar ve hatta soyguncuların avukat masraflarını karşılamak için kendi aralarında para bile topluyorlar. Bu tuhaf bağlılık ve sadakat durumu, olayla ilgilenen psikiyatrist Nils Bejerot tarafından “Stockholm Sendromu” olarak adlandırılır ve dünya psikoloji literatürüne geçiyor. Kısaca olayı anlatmak gerekirse böyle orijinal banka binası hala o meydanda duruyor, gerçi bugün bir otel/mağaza olarak kullanılıyor.
Gitmeden Önce Bilinmesi Gerekenler
1. İsveç Turistik Vizesi (Schengen) Başvurusu Nereye Yapılır?
İsveç Konsolosluğu, vize başvurularını doğrudan kabul etmiyor. Türkiye’deki resmi ve yetkili aracı kurum VFS Global. Başvurular, randevu alınarak VFS Global ofislerine (İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya vb.) şahsen yapılıyor.
2. Süreç Nasıl İşliyor?
- Randevu: Seyahat planı belli olur olmaz VFS Global üzerinden randevu almak çok önemli, çünkü özellikle yoğun dönemlerde randevu bulmak haftalar sürebiliyor. Seyahatten en fazla 6 ay, en geç 15 gün önce başvuru yapılabiliyor.
- Parmak İzi: Son 59 ay içinde alınmış bir Schengen vizen (ve VIS ibaresi) yoksa, parmak izi vermek için randevuda şahsen bulunmak zorunlu.
- Sonuçlanma Süresi: Dosya eksiksiz teslim edildikten sonra genellikle 15-20 gün içinde sonuçlanıyor ancak resmi tatiller ve yoğunluk durumunda bu süre uzayabiliyor.
3. Hazırlanması Gereken Temel Evraklar
- Pasaport: Seyahat bitiş tarihinden itibaren en az 3 ay daha geçerliliği ve en az 2 boş sayfası olan bir pasaport.
- Başvuru Formu ve Fotoğraf: Eksiksiz doldurulmuş Schengen vize başvuru formu ve 2 adet güncel biyometrik fotoğraf (35×45 mm, beyaz fon).
- Seyahat Sağlık Sigortası: Tüm Schengen bölgesinde geçerli, en az 30.000 Euro teminatlı sigorta poliçesi.
- Uçak ve Konaklama: Uçak gidiş-dönüş rezervasyonları (satın alınmış olması şart değil, PNR kodu yeterli) ve konaklanacak otelin rezervasyon dökümleri.
- Maddi Durumu Gösteren Belgeler: Son 3 aylık, banka tarafından kaşeli ve imzalı, içinde seyahati finanse edecek kadar bakiye bulunan şahsi banka hesap dökümü.
4. Duruma Göre Değişen Evraklar (Çok Önemli)
Herkesin çalışma statüsüne göre eklemesi gereken belgeler değişiyor:
- Çalışanlar için: İş yerinden alınan izin belgesi, SGK işe giriş bildirgesi, son 3 aylık maaş bordrosu ve şirketin güncel faaliyet belgesi, vergi levhası gibi şirket evrakları.
- Üniversite Öğrencileri için: e-Devlet üzerinden veya okuldan alınmış güncel, barkodlu Öğrenci Belgesi. Öğrencilerin genellikle düzenli bir geliri olmadığı için, masrafları karşılayacak birinci derece bir yakınının (anne/baba) sponsorluk dilekçesi ve o kişinin finansal/iş evraklarının dosyaya eklenmesi şarttır.
- İşverenler / Şirket Sahipleri için: Şirketin ticaret sicil gazetesi, imza sirküleri, vergi levhası ve faaliyet belgesi.
İsveç vizesi başvurularında en çok dikkat edilen konu “ülkeye geri dönüş garantisi” ve “finansal yeterlilik” . Dosyaya konulan iyi yazılmış, seyahat amacını ve rotasını anlatan İngilizce bir iyi niyet dilekçesi (cover letter) her zaman artı puan kazandırır.
Yeşil Pasaport
Eğer yeşil pasaportun varsa, 180 günlük periyotlar içinde 90 günü aşmamak şartıyla o uzun ve yorucu vize başvuru süreçlerini, evrak hazırlıklarını ve aracı kurum randevularını tamamen es geçip doğrudan uçak biletini alabilirsin. Sınır kapısında girişte parmak izlerimizi aldılar ve birkaç soru sordular nerde konaklayacaksınız, kaç gün kalacaksınız, dönüş biletlerinizi görebilir miyim, yanınızda ne kadar para getirdiniz diye sorular sordular ve beni kontrol eden memur işe yeni başlamıştı biraz gergin başladı sohbetimiz ama sakin kalıp sorulara düzgün cevap verdikten sonra o da amiri de gayet kibar ve nazik davrandılar. İngilizcenize güveniyorsanız sohbet etmekten çekinmeyin. Şöyle de bir durum var çıkış yaparken ülkeden bayağı bir beklettiler beni çünkü o yeni başlayan memur parmak izlerimi alamamış. En sonda halledip pasaport kontrolünü geçtim.
Stockholm Merkeze Ulaşım
Havaalanından şehre ulaşımın birçok yolu var. Arlanda Express, otobüs, taksi, Uber ve metro. Ben en hızlı ve konforlu olan Arlanda Express’i tercih ettim. 20 dakikada şehre ulaşabiliyorsunuz ve her 10-15 dakikada bir seferleri var. Eğer öğrenciyseniz %50 indirimli alabiliyorsunuz biletleri. Ben havaalanında indikten sonra kiosktan aldım ve tek yön öğrenci 160 sekti. Tren sizi Stockholm merkezine bırakıyor.
İsveçliler neredeyse hiç nakit kullanmıyorlar her yerde kartla temassız ödeme yapıyorlar. Ben de öyle yaptım, size de öneririm eğer kartınız yurt dışına açıksa.

(Arlanda Express saatte 178 km/saatle gidiyor)

Stockholm merkez tren istasyonu. İçinde mağazalar var fiyatlar biraz pahalı ayrıca Mc Donald’s da var içinde.
Stockholm Kalacak Yer
Stockholm’ da inanılmaz bir yerde kaldım ve çok değişik bir deneyimdi. Eskiden gemi olarak kullanılan sonradan otele dönüştürülen bir yerde kaldım ve etrafta böyle olan bir sürü otel gemi gördüm kısa süreliğine gidiyorsanız kesinlikle bu deneyimi yaşamanızı tavsiye ederim. Ayrıca fiyatı normal otel ve evlere göre çok ucuzdu. Biraz sallanıyordu eğer çok hassas değilseniz sorun olmaz. Den Röda Båten otelimiz burası üstüne tıklayarak konumunu görebilirsiniz.








Stockholm Gezilecek Yerler
Ben kasım sonu- aralık başı gibi gittim ve en büyük umudun kuzey ışıklarını çok ama çok düşük ihtimali olsa dahi görmekti. Maalesef orda konuştuğum uzun süredir Stockholm’de yaşayan insanlar daha önce hiç görmediklerini söylediler eğer sizin de böyle bir hayaliniz varsa daha kuzeye Abisko Milli Parkı, Kiruna, Jukkasjärvi (Dünyaca Ünlü Buz Otel burda),Porjus ve Jokkmokk gibi yerlerden birini seçebilirsiniz.
Gelelim Stockholm’ da gezilecek yerlere.
1- Gamla Stan





Gamla Stan eski şehir demek. Stockholm’ün 1252’de kurulduğu yer. Sokakları gezmek o kadar keyifli ki kesinlikle öneririm ayrıca ben gittiğimde yılbaşı pazarları da buraya kurulmuştu çok ışıl ışıl, keyifli bir yerdi.
2- Tarihin Kalbi ve İhtişamın Zirvesi: Kungliga Slottet (Stockholm Kraliyet Sarayı)


Gamla Stan’ın (Eski Şehir) dar, renkli ve Arnavut kaldırımlı sokaklarında kaybolurken adımlarınız sizi eninde sonunda şehrin en ihtişamlı yapısına, yani Kungliga Slottet’in geniş avlusuna çıkaracak. Benim Rotam okuyucuları için burası Stockholm rotasının kesinlikle yıldızlı duraklarından biri.
Avrupa’nın en büyük ve hala aktif olarak kullanılan saraylarından biri olan bu devasa yapının 600’den fazla odası var. İlginç bir bilgi vereyim: İsveç Kraliyet Ailesi aslında günlük hayatlarında burada yaşamıyor; onların asıl evi şehrin biraz daha dışındaki Drottningholm Sarayı. Burası daha çok resmi kabuller, devlet törenleri ve kraliyetin çalışma ofisleri için kullanılıyor. Aslında bu noktada eskiden “Tre Kronor” (Üç Taç) adında başka bir kale varmış ancak 1697’deki büyük bir yangında kül olmuş. Bugün gördüğümüz o etkileyici Barok saray, işte o yangından sonra inşa edilmiş.
Saray dışarıdan tek bir bina gibi görünse de içeride vakit ayırmanız gereken epey bölüm var:
- Kraliyet Daireleri (The Royal Apartments): Yabancı devlet başkanlarının ağırlandığı, altın varaklı ve devasa avizeli odalar.
- Hazine Odası (The Treasury): Sarayın karanlık mahzenlerinde yer alan, yüzlerce yıllık paha biçilmez kraliyet taçlarının ve asalarının sergilendiği bölüm.
- Tre Kronor Müzesi: O meşhur 1697 yangından kurtarılabilen orijinal kale duvarlarını ve kalıntıları görebileceğiniz alt kat.
Gelelim en can alıcı noktaya: Nöbet Değişimi Töreni (Högvaktsavlösningen). Kungliga Slottet denilince turistlerin aklına ilk gelen etkinlik budur. Sarayın dış avlusunda (özellikle yaz aylarında genellikle hafta içi 12:15, pazar günleri 13:15’te) yapılan bu tören sadece birkaç askerin yer değiştirmesinden ibaret değil. Bando takımının çaldığı marşlar ve atlı birliklerin katılımıyla tam 40 dakikalık görsel bir şölen sunuluyor. Üstelik izlemesi tamamen ücretsiz! Ön sıralardan iyi bir kare yakalamak için törenden en az yarım saat önce avluda yerinizi almanızı kesinlikle tavsiye ederim.
3-Monteliusvägen




Burası Stockholm’ da en çok zaman geçirdiğimiz yer olabilir. Manzarası o kadar güzeldi ki o an her şey çok güzel , canlı ve renkliydi. Otelimizin de direkt üstündeydi hatta bir fotoğrafta otelimizi görebilirsiniz kırmızı gemi. Buraya alternatif olarak başka bir mekan daha koyacağım ama oraya gitmedim siz isterseniz orayı da deneyimleyebilirsiniz.(Fjällgatan)
4- Stockholm Belediye Binası
Stockholm fotoğraflarına baktığınızda suyun hemen kenarında yükselen, kuleli o meşhur kızıl binayı mutlaka görmüşsünüzdür. İşte o ikonik yapı, Kungsholmen adasında yer alan Stockholm Belediye Binası (Stadshuset). Ancak buranın adında “belediye” geçmesine aldanıp sıradan bir devlet dairesi olduğunu düşünmeyin; burası tam anlamıyla bir mimari şaheser ve dünyaca ünlü etkinliklerin kalbi.
1911-1923 yılları arasında tam 8 milyon adet kırmızı tuğla kullanılarak inşa edilen bu bina, İsveç’in Ulusal Romantik mimari tarzının en çarpıcı örneği. Ancak binayı tüm dünya için bu kadar özel kılan şey, her yıl 10 Aralık’ta düzenlenen dünyanın en prestijli etkinliği: Nobel Ödülü Ziyafeti.
Binanın içindeki o meşhur salonların hikayeleri ise bir o kadar ilginç:
- Mavi Olmayan “Mavi Salon” (Blå Hallen): Nobel ziyafetinin verildiği bu devasa salonun adı Mavi Salon, ancak içeri girdiğinizde her yerin kızıl tuğla olduğunu göreceksiniz! Neden mi? Mimar Ragnar Östberg aslında duvarları maviye boyamayı planlamış, fakat inşaat sırasında kırmızı tuğlaların o ham dokusunu o kadar beğenmiş ki boyamaktan vazgeçmiş. Yine de salonun adı orijinal planındaki gibi “Mavi” kalmış.
- Altın Salon (Gyllene Salen): Nobel yemeğinden sonra konukların dans etmek için geçtiği bu salon kelimenin tam anlamıyla göz kamaştırıyor. Duvarları, İsveç tarihini anlatan tam 18 milyondan fazla altın mozaik parçasıyla kaplı!
Peki Manzara? (Stadshustornet): Binanın köşesinde yükselen 106 metrelik o meşhur kule, Stockholm’ün en iyi panoramik manzaralarından birini sunuyor. En tepesinde ise İsveç’in ulusal sembolü olan “Tre Kronor” (Üç Taç) var. Merdivenleri tırmanmak biraz yorucu olsa da yukarıdan göreceğiniz manzaraya kesinlikle değiyor.

5-Västerlånggatan
Gamla Stan’ın o masalsı atmosferine adım attığınızda, kendinizi ister istemez üzerinde bulacağınız bir sokak var: Västerlånggatan (Batı Uzun Sokağı). Burası, Eski Şehir bölgesinin en hareketli, en popüler ve trafiğe tamamen kapalı ana yaya caddesi.
Tarihi 1200’lü yıllara kadar uzanan bu sokak, aslında eskiden Stockholm’ü çevreleyen ilk şehir surlarının hemen dışından geçen ana rotaymış. Bugün ise o surların yerini, sağlı sollu sıralanmış yüzlerce yıllık binalar, sevimli kafeler ve cıvıl cıvıl dükkanlar almış durumda.
Västerlånggatan’da yürürken dikkatinizi çekecek ve rotanıza renk katacak harika detaylar var:
- Hediyelik Eşya Cenneti: İsveç’ten sevdiklerinize (veya kendinize) bir anı götürmek istiyorsanız, doğru yerdesiniz. El yapımı meşhur ahşap İsveç atlarından (Dala Horse), Viking temalı hediyeliklere, çeşit çeşit magnetlerden sıcak tutacak İskandinav kazaklarına kadar aradığınız her şeyi bu sokaktaki dükkanlarda bulabilirsiniz.
- Tarihi Detaylar: Yürürken sadece vitrinlere değil, binaların cephelerine ve kapı üstlerindeki eski armalara da mutlaka göz atın. Birçok binanın girişinde Orta Çağ’dan kalma taş işçiliklerini ve tarihleri görebilirsiniz.
Benim Rotam’dan Gizli Bir İpucu: Mårten Trotzigs Gränd Västerlånggatan üzerinde yürürken gözünüz ara sokaklarda olsun, çünkü Stockholm’ün en dar sokağı olan Mårten Trotzigs Gränd bu caddeye bağlanıyor! Sadece 90 santimetre genişliğinde olan ve 36 basamaktan oluşan bu daracık tünel-sokak, harika fotoğraflar yakalamak için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir nokta.
Küçük bir tavsiye: Sokağın en keyifli hali, turist kafilelerinin henüz gelmediği sabahın erken saatleridir. Eğer o tarihi atmosferi tam anlamıyla hissetmek ve dükkanların yeni yeni açıldığı o taze kahve kokulu havayı solumak isterseniz, güne Västerlånggatan’da kısa bir sabah yürüyüşüyle başlayın!


6-Prästgatan
O cıvıl cıvıl ve kalabalık Västerlånggatan’da yürürken sadece bir arka sokağa geçip kendinizi anında Orta Çağ’da hissetmek ister misiniz? İşte Prästgatan (Papazlar Sokağı) tam olarak böyle bir yer. Adını, 1500’lü yıllarda burada yaşayan din adamlarından alan bu sokak, Gamla Stan’ın en fotojenik ve en sessiz noktalarından biri.
Västerlånggatan’a paralel uzanan bu sokağa adım attığınız anda turist kalabalığının o uğultusu bir anda kesiliyor. Burada hediyelik eşya dükkanı veya kafe yok; sadece o meşhur sarı, turuncu ve kızıl tonlarındaki tarihi binalar, daracık Arnavut kaldırımları ve muazzam bir huzur var. Kalabalıktan uzaklaşıp o harika Stockholm karelerini yakalamak için en doğru adres burası.
Benim Rotam’dan Gizli Bir Tarih Notu: Prästgatan ile Kåkbrinken sokağının kesiştiği köşede yürürken gözünüz binaların alt kısımlarında olsun. Bir binanın temel duvarına gömülmüş olan Viking Runik Taşına (Runsten) mutlaka dikkat edin! 1000 yıldan daha eski olan bu taş, şehrin göbeğinde sizi bir anda Viking dönemine götürecek harika bir detay.



7-Storkyrkan ve Riddarholmen Kilisesi
Stockholm’ün tarihi sokaklarında adımlarken, şehrin yüzlerce yıllık geçmişine tanıklık eden iki ikonik yapıyı es geçmek olmaz. Kraliyet Sarayı’na komşu olan Storkyrkan ile ufuk çizgisini süsleyen Riddarholmen Kilisesi, şehrin hem ihtişamını hem de gizemli tarafını yansıtıyor.
1. Kraliyetin Düğün Salonu: Storkyrkan (Stockholm Katedrali)
Kraliyet Sarayı’nın (Kungliga Slottet) hemen yanı başında yer alan Storkyrkan (Büyük Kilise), Gamla Stan’ın en eski yapısı. Dışarıdan bakıldığında tuğla mimarisiyle oldukça sade görünse de, asıl hazineyi kapılarının ardında saklıyor.
Burası sıradan bir kilise değil; yüzyıllar boyunca İsveç krallarının ve kraliçelerinin taç giyme törenlerine ve görkemli kraliyet düğünlerine (en son 2010 yılında Veliaht Prenses Victoria’nın düğününe) ev sahipliği yapmış bir merkez.
- Kesinlikle Görülmesi Gereken Detay: İçeri girdiğinizde gözleriniz hemen 1489 yılından kalma o devasa “Aziz George ve Ejderha” (Sankt Göran och Draken) ahşap heykeline çevrilsin. Sadece ahşap oymacılığının bir şaheseri olmakla kalmayan bu heykel, aynı zamanda İsveç’in Danimarka’ya karşı kazandığı zaferi simgeleyen harika bir Orta Çağ efsanesini betimliyor.
2. Kralların Son İstirahatgahı: Riddarholmen Kilisesi (Riddarholmskyrkan)
Gamla Stan’dan kısa bir köprüyle geçilen küçücük Riddarholmen adasında yer alan bu kilise, gökyüzünü delen o meşhur dökme demir kulesiyle Stockholm fotoğraflarının vazgeçilmezidir. 1200’lü yılların sonlarında inşa edilen yapı, şehrin ayakta kalan en eski binalarından biri.
- Neden Çok Özel?: Riddarholmen, bugün ibadete açık aktif bir kilise değil; burası aslında İsveç kraliyet ailesinin tarihi anıt mezarı! 1632’den 1950’ye kadar (birkaç istisna dışında) tüm İsveç kralları ve kraliçeleri buraya defnedilmiş.
- Atmosferi: İçeri adım attığınızda sizi dini bir mekandan ziyade, duvarlarını şövalye armalarının ve eski savaş ganimetlerinin süslediği büyüleyici bir tarih müzesi karşılıyor. Özellikle zeminindeki mezar taşları ve o loş, mistik havası sizi anında geçmişe ışınlıyor.
(Küçük bir not: Riddarholmen Kilisesi genellikle sadece yaz aylarında ve sonbahar başlarında ziyarete açık oluyor, gitmeden önce saatlerini kontrol etmekte fayda var.)
8-Östermalms Food Hall
Eğer bir şehri tanımanın en iyi yolunun yerel pazarlarından ve mutfağından geçtiğine inanıyorsanız, Stockholm’deki en favori durağınız kesinlikle Östermalms Saluhall olacak. Şehrin en şık ve lüks semti olan Östermalm’da yer alan bu tarihi kapalı pazar, 1888 yılından beri İskandinav lezzetlerinin kalbinin attığı yer.
İçeri adım attığınız anda sadece midenize değil, gözlerinize de hitap eden muazzam bir atmosfer sizi karşılıyor. Orijinal kızıl tuğla işçiliği, devasa cam tavanı, ferforje detayları ve ahşap oymalı antik tezgahlarıyla burası bir yemek pazarından çok tarihi bir film setini andırıyor. Yakın zamanda aslına sadık kalınarak harika bir restorasyondan geçtiği için tüm ihtişamıyla parlıyor.
Tezgahlarda Neler Var? Burası tam anlamıyla bir gurme cenneti! İsveç mutfağının en taze ve kaliteli halini burada bulabilirsiniz:
- Deniz Ürünleri: Kuzey Denizi’nin buz gibi sularından çıkmış taptaze somonlar, karidesler, istiridyeler ve meşhur marine somon Gravlax.
- İsveç Klasikleri: Geleneksel İsveç köftesi (Köttbullar), geyik eti ve İsveç’e özgü dağ meyveleriyle yapılmış reçeller. Yılbaşı zamanı gidiyorsanız daha önce de dediğim gibi yılbaşı pazarı kurulan yerde ücretsiz olarak tadabilirsiniz. Ben öyle yaptım.
- Tatlı Molası: Rengarenk marzipanlı prenses pastaları (Prinsesstårta), tarçınlı çörekler ve enfes çikolatalar satan butik fırınlar, tatlı dünyasına ilgi duyanlar için içeride adeta bir festival yaşatıyor.
Benim Rotam’dan Bütçe Dostu Bir İpucu: Östermalm, Stockholm’ün en prestijli bölgesi olduğu için bu pazardaki şık restoranlarda oturup büyük bir öğün yemek bütçenizi biraz zorlayabilir. Ancak bu tarihi deneyimden mahrum kalmamak için harika bir taktiğimiz var: Tezgahlardan açık ekmek üzeri taptaze deniz ürünü sandviçleri (Smörgås) veya fırınlardan yerel bir tatlı alıp pazarın ortasındaki bar taburelerinde ayaküstü atıştırmak! Hem çok daha ekonomik hem de pazarın o hareketli ruhuna ayak uydurmak için en keyifli yol. Buraya maalesef zamanında gidemedim İsveç’te hava aşşırı erken karardığı için (kışın 14-15 civarı) yetişemedim buraya ama giderseniz değişik bir deneyim olacağına inanıyorum bana da haber verin lütfen.
9- Sergels Torg
Gamla Stan’ın Orta Çağ esintili, sessiz ve tarihi sokaklarından sonra Stockholm’ün günümüzdeki dinamik, modern ve her daim hareketli yüzünü görmek isterseniz, rotanızı şehrin tam merkezine, Sergels Torg‘a çevirmelisiniz. Burası Stockholm’ün buluşma noktası, ulaşım ağının kalbi ve modern yüzünün en net simgesi.
Meydana adım attığınızda dikkatinizi ilk çekecek şeyler, burayı Stockholm silüetinde unutulmaz kılan o ikonik detaylar olacak:
- Siyah-Beyaz Üçgenler ve Cam Obelisk: Meydanın alt katmanındaki yaya bölümünün zemini, devasa siyah-beyaz üçgen desenleriyle kaplıdır. Bu geometrik desenlerin tam ortasındaki havuzda ise 37 metre yüksekliğinde, akşamları ışıklandırıldığında muazzam görünen o meşhur cam obelisk (Kristallvertikalaccent) yükselir.
- Kulturhuset (Kültür Evi): Meydanın bir cephesini tamamen kaplayan bu devasa cam bina, şehrin sanat ve kültür merkezidir. İçerisinde kütüphaneler, tiyatro salonları, sergiler ve meydanı tepeden izleyebileceğiniz harika kafeler bulunur. Üstelik binanın tasarımı gereği, dışarıdan bakıldığında içerideki hareketliliği bir vitrin gibi izleyebilirsiniz.
- Alışverişin Kesit Noktası: Şehrin en uzun ve popüler trafiğe kapalı alışveriş caddesi olan Drottninggatan, tam olarak bu meydanın üzerinden geçer. Ünlü İsveç markalarının devasa mağazaları (H&M, Åhléns City vb.) bu meydanın etrafında toplanmıştır.
Benim Rotam’dan Hayat Kurtaran Bir Ulaşım Notu: Eğer Stockholm’de yolunuzu kaybederseniz, Sergels Torg’u bulmanız yeterli! Neden mi? Çünkü bu meydanın tam altı, şehrin ana ulaşım damarı olan T-Centralen metro istasyonudur. Şehrin tüm metro hatları ve havalimanı trenleri (Arlanda Express) burada kesişir. Ayrıca meydan, İsveç halkının kutlamalar veya yürüyüşler için en çok tercih ettiği yer olduğu için her an bir etkinliğe denk gelme ihtimaliniz çok yüksektir.


Sağda üstünde yazı yazan binada kayboluyorduk o kadar büyük ki, içinde o kadar çok şey var ki gez gez bitmez. Her saat cıvıl cıvıl olan kalabalık bir yer ayrıca dediğim gibi metronun başlangıç durağı olduğu için de ulaşım çok kolay. Alışverişinizi buradan yapabiirsiniz.
10-Dünyanın En Uzun Sanat Galerisi: Stockholm Metrosu
Geldik benim Stockholm’ da en sevdiğim . Stockholm’de yerin altına inmek, sadece bir yerden bir yere gitmek anlamına gelmiyor; aynı zamanda dünyanın en uzun sanat galerisinde yürüyüşe çıkmak demek! Şehrin metro ağı (İsveççede Tunnelbana veya kısaca T-Bana), tam 110 kilometre uzunluğunda devasa bir sergi alanı.
Sistemdeki 100 istasyonun 90’ından fazlası, 150’den fazla sanatçının heykelleri, mozaikleri, resimleri ve enstalasyonlarıyla süslenmiş durumda. Üstelik istasyonların çoğu, kayaların doğal dokusu bozularak düzleştirilmek yerine, olduğu gibi bırakılıp boyanmış. Bu yüzden istasyonlarda değil de rengarenk, devasa yeraltı mağaralarında yürüyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz.
Benim Rotam’dan Hayat Kurtaran Ulaşım Notu: Metroda bir istasyondan diğerine geçip fotoğraf çekmek için ayrı ayrı bilet almanıza gerek yok! Telefonunuza SL (Stockholm Lokaltrafik) uygulamasını indirip tek bir bilet (yaklaşık 75 dakika geçerli) alarak bu devasa sanat galerisinde dilediğiniz gibi kaybolabilirsiniz. Hatta sadece kredi kartınızı turnikelere okutarak da (Tap-and-go) kolayca geçiş yapabilirsiniz. Nakit paranın geçmediğini tekrar hatırlatalım! Ben kredi kartıyla sorunsuz şekilde geçtim 75 dakika bu listelediğim istasyonları gezmeye yetiyor bilginiz olsun.
Sizin için en güzellerine gittim ve hepsini paylaşıyorum, buralara kesin gidin.

T-Centralen (Mavi Hat): Sistemin tam kalbi. Kayalara oyulmuş devasa mavi-beyaz sarmaşık ve çiçek motifleri, yer altının o boğucu havasını alıp size muazzam bir dinginlik veriyor. (Burada fotoğraf çekilmek bir Stockholm klasiğidir!)
Solna Centrum (Mavi Hat): Belki de en çarpıcı durak. Gökyüzünü temsil eden kıpkırmızı devasa bir tavan ve İsveç’in ormanlarını temsil eden yeşil duvarlar… Duvarlardaki çizimler, 1970’lerin çevre sorunlarına ve ormanların yok edilmesine dikkat çeken çok güçlü bir mesaj taşıyor.


Stadion (Kırmızı Hat): Maviye boyanmış devasa mağara tavanını boydan boya kesen dev bir gökkuşağı! 1912 Stockholm Olimpiyatları anısına tasarlanan bu istasyon, kesinlikle metro ağının en pozitif ve en renkli noktalarından biri. Benim en sevdiğim durak burası oldu.
Kungsträdgården (Mavi Hat): Burası biraz daha fantastik bir film seti gibi. Yeşil, beyaz ve kırmızı renklerin hakim olduğu istasyonda, eski saray kalıntılarına benzeyen heykeller ve sütunlar yer alıyor.


(Stockholm metro haritasını da bırakayım işinize yarar)
11- Kungsträdgården (Kralın Bahçesi)
Sergels Torg’un o betonarme ve cam ağırlıklı modern yapısından çıkıp kısa bir yürüyüş yaptığınızda, karşınıza Stockholm’ün en sevilen, en canlı ve en yeşil parklarından biri çıkacak: Kungsträdgården. Yerel halkın kısaca “Kungsan” dediği bu devasa alan, kelime anlamı olarak “Kralın Bahçesi” demek.
Geçmişte burası, adından da anlaşılacağı üzere sadece saraya sebze, meyve ve çiçek yetiştirilen, duvarlarla çevrili ve halka kapalı bir kraliyet bahçesiymiş. Ancak bugün, Stockholm halkının ve turistlerin sosyalleşmek için en çok tercih ettiği, şehrin tam kalbindeki devasa bir açık hava yaşam alanına dönüşmüş durumda.
Kungsträdgården’ı özel kılan şey, hangi mevsimde giderseniz gidin size bambaşka bir görsel şölen ve etkinlik sunması:
- Bahar Aylarında Pembe Bir Rüya: Eğer Stockholm biletinizi Nisan sonu veya Mayıs başı gibi aldıysanız, dünyanın en şanslı insanlarından birisiniz! Çünkü bu dönemde parkı çevreleyen Japon Kiraz Çiçeği (Sakura) ağaçları açıyor ve tüm park devasa, pembe bir çiçek tüneline dönüşüyor. O pamuk şeker görünümlü ağaçların altında yürümek ve fotoğraf çekilmek, bahar aylarında Stockholm’ün en popüler aktivitesi.
- Kışın Buz Pateni Keyfi: Stockholm’e kışın o dondurucu soğuğunda giderseniz, parkın ortasına devasa bir açık hava buz pateni pisti kurulduğunu göreceksiniz. Akşamları ışıklandırılan bu pistte, sıcak çikolatanızı yudumlayıp paten kayanları izlemek (veya aralarına katılmak) tam bir İskandinav kış masalı.
- Yazın Festival Alanı: Yaz aylarında ise parkın o geniş çimleri havlunu serip güneşlenenlerle dolup taşıyor. Ayrıca park, yıl boyunca birçok ücretsiz açık hava konserine, sokak lezzetleri festivallerine ve kültürel etkinliklere de ev sahipliği yapıyor.

12- Daha Fazla Yer
Şimdi yazacaklarıma ben gitmeyi tercih etmedim ama sizin ilginizi çekerse gidebilirsiniz.
- Vasa Müzesi
- Nordiska Museet
- Fotografiska
- Skansen
- Katarina Elevator
13- Nerde Yenir ?
İsveç Köfte
Türkiye’de herhangi bir IKEA mağazasına gittiyseniz bu isme ve lezzete zaten biraz aşinasınızdır. Ancak Stockholm’e kadar gelmişken, o fabrikasyon versiyonları bir kenara bırakıp gerçek, geleneksel bir İsveç Köftesi (Köttbullar) yemenin tam zamanı! İsveç mutfağı denilince akla ilk gelen bu ikonik tabak, bizim alıştığımız anne köftesi kültüründen oldukça farklı ve şaşırtıcı bir sunuma sahip.
Tuzlu ve baharatlı etli bir yemeğin tam ortasına tatlı bir reçel kondurulması fikri ilk başta epey sıra dışı gelse de, İsveçliler o tuzlu-tatlı dengesini tabağın içinde öylesine muazzam kurmuşlar ki, ilk lokmadan sonra önyargılarınız tamamen yıkılıyor.
Peki Orijinal Bir İsveç Köftesi Tabağında Neler Var?
- Köfteler: Bizimkilerden biraz daha küçük, yuvarlak formda ve içinde genelde yenibahar gibi hafif tatlı baharatlar barındıran yumuşacık et topları. (Küçük bir uyarı: Orijinal tarifte genellikle dana-domuz kıyması karışımı kullanılır. Sadece dana eti tercih ediyorsanız sipariş öncesi menüye bakmayı veya garsona sormayı unutmayın.)
- Kremalı Kahverengi Sos (Gräddsås): Köftelerin ve patatesin üzerine bolca gezdirilen, yemeğe o meşhur kadifemsi ve yoğun kıvamını veren, et suyu bazlı harika bir sos.
- Tereyağlı Patates Püresi: Tabağın doyuruculuğunu zirveye taşıyan, pürüzsüz ve sıcacık yatak.
- Lingonberry (Kekikmersini) Reçeli: İşte tabağın asıl yıldızı! Bu hafif mayhoş, kırmızı orman meyvesi reçeli, o ağır kremalı sosun ve köftenin tadını inanılmaz bir asiditeyle dengeliyor.
- Geleneksel İsveç Turşusu (Pressgurka): İncecik dilimlenmiş, suyu sıkılmış, hafif tatlı-ekşi taze salatalık turşusu. (Bu çok harika bir şeydi kesin deneyin bizim turşularımızdan farklı)
Mekan Önerileri
- Meatballs for the People (Ayı eti, geyik eti deneyebileceğiniz bir mekan rezervasyon öneririm )
- Restaurant Pelikan ( Ben burada yedim ama üstte yazdığım yerin mutfağı kapalı olduğu için. Burası biraz pahalı , çalışanlar biraz değişik ama yemeği kaliteli ayrıca su ücretsiz dışardan suya para vermek yerine burada bol bol için derim.)

Biz klasik İsveç köfte ve Riga balığı söyledik.
- Tennstopet Restaurang – Bar & Pub
Hayatı Durdurma Sanatı: İsveçlilerin Kutsal “Fika” Molası
Kabul edelim, hepimiz bitmek bilmeyen bir koşturmacanın içindeyiz. Bazen karmaşık projelerin mimarisini kurmaya, her şeyi en verimli şekilde optimize etmeye veya ardı ardına koca koca etkinlikler planlayıp insanları bir araya getirmeye çalışırken o kadar yoruluyoruz ki, durup bir nefes almayı tamamen unutuyoruz. İşte tam da bu yoğun, baş döndürücü tempoda İsveçlilerin hepimize öğreteceği harika, sıcacık bir kavram var: Fika.
Fika’yı (okunuşu: fiika) sadece “kahve molası” olarak çevirmek bu kültüre yapılabilecek en büyük haksızlık olur. Bizdeki ayaküstü alınan karton bardaktaki “take-away” kahveler veya bilgisayar ekranına bakarak yudumlanan o stresli yudumlar kesinlikle Fika sayılmaz. Fika; işi gücü, ekranları ve tüm o yetiştirme telaşını bir kenara bırakıp anı yaşamak, sosyalleşmek ve tam anlamıyla “yavaşlamak” demektir. İsveç’te ofislerde bile günde iki kez (sabah ve öğleden sonra) çalışmayı durdurup Fika yapmak yazılı olmayan bir kuraldır!
Peki Bir Fika Masasında Sizi Neler Bekliyor?
- Kahve: İsveçliler dünyanın en çok kahve tüketen milletlerinden biri. Fika’nın başrolünde genellikle sade, taze demlenmiş mis gibi bir filtre kahve (Bryggkaffe) olur.
- Kanelbulle (Tarçınlı Çörek): Fika’nın tartışmasız kraliçesidir! O fırından yeni çıkmış, buram buram tarçın ve tereyağı kokan, üzeri inci şekerleriyle süslü rulo çörekleri ısırdığınız an, dünyadaki tüm dertler bir süreliğine kesinlikle kayboluyor.
- Kardemummabulle (Kakuleli Çörek): Tarçınlı çöreğin en büyük rakibi. İsveçliler kakule baharatını hamur işlerinde kullanmaya bayılıyorlar. O ferah ve hafif baharatlı tat, kahvenin yanına inanılmaz yakışıyor.
Skeppsbro Bakery
Kahvaltımızı yaptığımız o çok güzel fırın- cafe. Her şey o kadar lezzetli ve tazeydi ki biz çok keyif aldık ayrıca güzel de bir manzarası vardı. Yediklerinizi alıp dışarı oturmanızı tavsiye ederim.
Benim Rotam’dan Özel Not:
Kahveler ücretsiz ve sınırsız. Bütçeniz için de gayet uygun bir mekan.

Ekstra Deneyim
Eğer “İsveç’e kadar gelmişken o meşhur buz konseptini göremeden dönüyorum” diye üzülüyorsanız, harika bir haberim var! Kuzeydeki Jukkasjärvi’ye (Laponya) gidecek vaktiniz yoksa bile, Stockholm’ün tam merkezinde o dondurucu ve eşsiz İskandinav deneyimini yaşayabileceğiniz bir yer var: ICEBAR Stockholm.
Burası dünyanın ilk kalıcı buz barı. İçeri adım attığınız anda dışarıda yazın ortasında bile olsanız, sıcaklık içeride tüm yıl boyunca sabit olarak -5 derece!
Peki İçeride Sizi Neler Bekliyor?
- Her Şey Ama Her Şey Buzdan: Barın duvarları, oturduğunuz tabureler, masalar, muazzam heykeller ve hatta içeceğinizi yudumladığınız bardaklar bile Kuzey İsveç’teki meşhur Torne Nehri’nden özenle kesilip getirilen saf kalıp buzlardan yapılmış.
- Kutup Kaşifi Konsepti: “İçerisi çok soğuk, kendi montumla nasıl dayanacağım?” diye dert etmeyin. Kapıda biletinizi okuturken size özel, içi kürklü kalın termal pançolar (pelerinler) ve kalın eldivenler veriliyor. O pelerinleri giyip kapıdan içeri süzüldüğünüzde kendinizi tam bir kutup kaşifi gibi hissediyorsunuz.
- Buz Bardaklarda Sunum: Giriş ücretine genellikle o buzdan oyulmuş harika bardaklarda servis edilen bir içecek dahil oluyor. (Alkollü veya harika meyveli alkolsüz kokteyl seçenekleri mevcut.)
Benim Rotam’dan Pratik Bir Tavsiye: ICEBAR, merkez istasyonun (T-Centralen) hemen yanındaki Hotel C‘nin içinde yer alıyor, yani ulaşımı inanılmaz kolay. İçeride kalma süreniz genellikle 45 dakika ile sınırlı (zaten daha fazla kalırsanız burnunuzu ve yanaklarınızı yavaş yavaş hissetmemeye başlıyorsunuz!). Ancak burası turistler arasında son derece popüler bir nokta olduğu için, özellikle hafta sonları veya akşam saatlerinde gitmeyi planlıyorsanız internetten önceden rezervasyon yaptırmanızı şiddetle tavsiye ederim.
Kapanış ve Benim Rotam’dan Son Tavsiyeler
Stockholm; o buz gibi havasına inat insanı saran sıcacık kahve kokuları, her köşesinden tarih fışkıran Arnavut kaldırımlı dar sokakları, yerin altındaki devasa sanat galerileri ve kusursuz düzeniyle kalbinizde bambaşka bir yer edinecek bir şehir. Başta o meşhur Stockholm Sendromu’nun doğduğu meydan olmak üzere, her bir durağının ardında harika hikayeler barındırıyor.
Biletinizi alıp çantanızı hazırlamadan önce, bu pahalı ama güzel İskandinav şehrinde hayatınızı kurtaracak birkaç son tavsiyeyi de buraya bırakıyorum:
- Musluk Suyu İçiliyor! Stockholm’de marketten şişe suya avuç dolusu para vermenize hiç gerek yok. Şehrin şebeke suyu dünyanın en temiz ve lezzetli sularından biri. Yanınızda mutlaka boş bir matara veya termos bulundurun ve çeşmelerden gönül rahatlığıyla doldurun.
- Kat Kat Giyinme Sanatı: İsveç’te hava durumu gün içinde size küçük sürprizler yapabilir. Sabah güneşli başlayan bir gün, öğleden sonra dondurucu bir rüzgara dönüşebilir. Bu yüzden tek bir devasa kaban yerine, lahana gibi “kat kat” (termal içlik, kazak, rüzgarlık) giyinmeyi tercih edin. Ayrıca Gamla Stan’ın taş sokakları için yanınıza en rahat yürüyüş ayakkabınızı almayı unutmayın.
- Market Zincirleri Dostunuzdur: “Her gün dışarıda köfte veya somon yiyemem, bütçem kısıtlı” diyorsanız; ICA, Coop veya Hemköp gibi yerel market zincirleri hayat kurtarıcınız olacak. Buralardan çok uygun fiyatlara taze sandviçler, atıştırmalıklar ve salatalar alıp Kungsträdgården’da çimlere yayılarak harika bir piknik yapabilirsiniz.
- Nakit Taşımayın, Kartınızı Hazırlayın: Yazının başında da belirttiğim gibi; Stockholm’de bozuk para veya kağıt banknot görmek neredeyse imkansız. Ufak bir kahveci veya umumi tuvalet bile sadece kartla çalışıyor. Yurt dışı kullanımına açık, temassız özellikli bir kredi/banka kartı hayatınızı inanılmaz kolaylaştıracaktır.
Umarım bu rehber, Stockholm rotanızı planlarken size harika bir yol arkadaşı olur. Şehrin sokaklarında kaybolmaktan, o meşhur Fika molalarında anın tadını çıkarmaktan ve bol bol fotoğraf çekmekten çekinmeyin.
Sizin Stockholm’de en çok merak ettiğiniz yer neresi? Veya daha önce gittiyseniz sizin favori durağınız hangisiydi? Yorumlarda buluşalım! Yeni rotalarda, yepyeni maceralarda görüşmek üzere, yola devam!



Yorum bırakın